’Türkiye’deki demokrasi, evrensel standartların oldukça gerisinde’…

 / BASINDAN SEÇMELER

1) http://www.turkuazhaberajansi.com/2013/12/24/turkiyedeki-demokrasi-evrensel-standartlarin-oldukca-gerisinde/


2) http://www.uluslararasihaberajansi.com/2013/12/24/turkiyenin-bir-numarali-meselesi-demokrasidemokratiklesmeden-normallesme-mumkun-degil/

’Türkiye’deki demokrasi, evrensel standartların oldukça gerisinde’… Kategori: GüncelEklenme Tarihi: Ara 24th, 2013Ekleyen: Şerife Yüce

(2 votes, average: 5,00 out of 5)
Loading ... Loading ...
10 views
Haber baglantisi
(TÜHA) Uluslararası Haber Ajansı:

Türkiye’nin bir numaralı meselesinin demokrasi olduğu ve demokratikleşmeden normalleşmesinin mümkün olmadığı vurgulandı.

resize

ANKARA/TÜHA/Ataner YÜCE

Türkiye’de ilk defa Demokraside Birlik Vakfı”nca geçtiğimiz ay 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen ‘Demokrasi Şurası’ toplantısının ‘Sonuç Bildirisi’ yayınlandı.

Dört Oturum şeklinde gerçekleştirilen Şura’da; demokrasi tarihimizin gelişimi bugünü, darbeler, dünyadaki uygulamaları ve evrensel standartlar ile Türkiye demokrasisi mukayese edilmişti.

Ülkemizin bir numaralı meselesi olan demokrasi, masaya yatırılarak siyasetçiler, akademisyenler, STK temsilcileri tsarafından enine boyuna tartışılmıştı.

ura’ya konuşmacı olarak, Ferruh BOZBEYLİ (E.TBMM Başkanı), Prof.Dr.Cihat GÖKTEPE (Uluslararası Antalya Üniversitesi Rektörü), Veyis GÜNGÖR (Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) Hollanda Başkanı), Doç.Dr.Atilla SANDIKLI (BİLGESAM Başkanı), Prof.Dr.Mehmet ALTAN (İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi), Prof.Dr.Hayrani ALTINTAŞ (İnsani Değerler Derneği Genel Başkan Yardımcısı), Prof.Dr.Talip KÜÇÜKCAN (Marmara Üniversitesi Öğretim üyesi, SETA Editörü), Dr.Muhammet ÇAKMAK (CHP Parti Meclisi Üyesi), Prof.Dr.Vedat BİLGİN (Gazi Üniversitesi öğretim üyesi), Doç.Dr.Hamit Emrah BERİŞ (Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi, SDE uzmanı) ve Mehmet BOZDEMİR (Demokraside Birlik Vakfı Başkanı) katılmıştı.

mehmet

Genel Başkan Mehmet BOZDEMİR

Demokraside Birlik Vakfı Genel Başkanı Mehmet BOZDEMİR’in (TÜHA) Uluslararası Haber Ajansı’na yaptığı açıklamaya göre, ‘Sonuç Bildirisi’ 36 maddeden oluşuyor.

Kamuoyu’la paylaşılan ‘Demokraside Birlik Vakfı’nın ‘Sonuç Bildirisi’nde, Türkiye’de son yıllarda yaşanan gerilimlerin ve olayların temelinde, çağcıl demokrasi, demokratik kültür ve olgunluk eksikliğinin yer aldığı belirtildi.

Birleşmiş Milletler’in hazırladığı 187 ülkenin ‘İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde, Türkiye’nin 92.sırada olduğu açıklanan ‘Sonuç Bildirisi’nde, ‘Üst Sıralarda Demokrasi Standardı’nın yüksek ülkelerde yer aldığı bildirildi.

Açıklamada, TBMM’ye ve Anayasa’ya ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ yazmakla o ülkeye hemen demokrasinin gelemeyeceği ve demokrasilerde en üstün değerin, insan ve hukuk olduğuna dikkat çekildi.

Demokrasinin, herkesin kendi sorumluluğunu bilmesi olduğu ifade edilen açıklamada, “demokrasi, kurumlar ve kurallar rejimidir. Demokrasilerde beş temel kurum olan; Yasama, Yürütme, Yargı, Hür Basın ve STK’lar kendi varlıklarını kanıtlamalı ve kendi kurallarını özgür bir şekilde uygulayabilmelidir.” kaydedildi.

‘Demokraside Birlik Vakfı’nın açıklamasında, gelişmemiş demokrasilerde siyasilerin halktan aldıkları gücü kendi güçleri zannettikleri, bu gücü hukuk dışı ve keyfi kullanmalarının ülkeleri felaketlere götürdüğünü belirtildi.

Kontrolsüz gücün en tehlikeli güç olduğuna işaret edilen açıklamada, yürütmenin yani hükümetin ve partilerin kontrolünde olan bir meclisin, yasama görevini gerçek manada yapamaz ve böyle bir ülkede gelişmiş bir demokrasiden söz edilemeyeceği bildirildi.

Açıklamada, “Yürütmenin kontrolünde ve vesayetinde olan bir yargıdan, adaletin tecellisi beklenemez ve böyle bir ülkede gelişmiş bir demokrasiden söz edilemez. Hür basının ve güçlü STK’ların bulunmadığı ülkelerde, güçlü ve gelişmiş demokrasi de yok demektir” ifade edildi.

Siyasi hayatımızda partilerin kendilerini devlet gibi görmeleri CHP ile başlayıp DP ile devam etmiş ve bu anlayış iktidara gelen diğer partilere de sirayet etmiştir. Bu durum toplumda kutuplaşmalara ve kamplaşmalara sebep olmuş ve demokrasimizin gelişmesini engellemiştir”diye vurgulanan açıklamada, bütün darbelerin ve muhtıraların demokrasinin gelişip güçlenmesini engellediği ve darbelerin anasının 27 Mayıs 1960 darbesi olduğu belirtildi.

Demokraside Birlik Vakfı’nın açıklamasında, “Darbe neden olur? Devletin gücü toplumdan daha güçlü olduğu zaman orada darbe olur. Devleti sınırlandıracak unsurlar ortaya çıkmamıştır. Darbe siyasal kültürümüzün temelinde vardır. Tanzimat, ağır bir bürokratik vesayet kurmuştur ve halen devam etmektedir. Devlet özne, toplum nesneler yığını olmuştur. Devlet toplumu istediği gibi düzenlemeye kalkmıştır. 28 Şubat Özal’a verilen bir cevaptır”şeklinde ifade edildi.

Demokrasinin temelde hukuk olduğu belirtilen açıklamada,darbecilerin yaptığı anayasa başta olmak üzere, aynı seçim ve siyasi partiler kanunu ile diğer kanunlar yürürlükte ise darbenin alt yapısının her zaman mevcut olduğu, zayıf ve gelişmemiş demokrasilere her zaman müdahalelerin ve demokrasimiz halen tehdit altında bulunduğu ifade edildi.

Açıklamada, “sivillikten ve darbelere karşı olmaktan bahsedip, darbecilerin hukuk sistemi ile iktidara devam etmek ahlaki değildir. Milletvekillerinin kendini halka karşı değil, lidere ve partisine karşı sorumlu görüldüğü yerde demokrasi olmaz. Demokrasi insanın mutlak kutsallığı üzerinde yeni biçimleniyor, yeniden şekilleniyor. Ulus devletten insan odaklı bir devlete geçiş var. İnsanın ben çok değerliyim diyebilmesi çok önemlidir. Değer üretmeyen bir insan kendini değerli kılamaz. Siyaset, mesleği olmayan insanları bir asansörle en tepeye çıkaran, bir anda sınıf atlatan bir kurum haline gelmiştir. Bizi kim yönetecek değil, nasıl yönetecek diye baktığımız zaman demokrasi olacaktır.” denildi.

Hollanda’nın 400 yıllık bir demokrasi geleneği bulunduğu, 17 bölgenin birlikte yaşama kültürü ve meclislerinin çok güçlü olduğu vurgulanan açıklamada, Hollanda Anayasası’nın ilk maddelerinin, özgürlüklerin korunması ve ırkçılıkla mücadele olduğuna işaret edildi.

Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşları’nın (STK) yurt dışında partnerler bulup ve değerler konusunda işbirliği yapmaları gerektiği belirtilen açıklamada, şunlara yer verildi: “Laiklik olmazsa demokrasi olur mu? Demokrasi, din ve laiklik ilişkileri gelişmiş demokrasilerde son derece normal bir işleyiştedir. Din, sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta etkin bir şekilde vardır. Laik olup demokratik olmayan ülkeler olduğu gibi, demokrasisi gelişmiş, fakat laik olmayan ülkeler de vardır.”

Partiler arası ilişkilerin normalleşmesi, gerginliklerin azaltılması demokrasimizin gelişmesine çok önemli katkılar sağlayacaktır. Demokrasi, inatlaşma, restleşme, kutuplaşma, kamplaşma ve kavga rejimi değil, uzlaşma rejimidir. Demokrasi erdemli ve faziletli insanların rejimidir” diye bildirilen açıklamada, Cumhuriyetin, modern bir hayat projesi olarak tarif edilği ve bunun yanlış olduğu, devlet şeklinin adının cumhuriyet, rejimin demokrasi ve çağdaşlık demokrasisi olduğu işaret edildi.

Demokraside Birlik Vakfı’nın ‘Sonuç Bildirisi’ açıklamasında ayrıca: “12 Eylül 2010 anayasa değişikliği referandumu demokrasimiz için bir milat olmuştur. Yargının yeniden düzenlenmesi, fişlemelerin kaldırılması ve darbecilerin yargılanabilmesinin önünün açılması demokrasimize güç katmıştır.

Çözüm süreci, kamu denetçiliği(Ombudsman), demokratikleşme paketi, başörtü yasağının kalkması demokrasi standardımızı yükseltmiştir. Gezi olayları, öğrenci evleri ve dershanelerin kapatılması ile ilgili tartışmalar demokrasi standardımızı maalesef geriye götürmüştür. Ayrıca siyasi iradeye büyük bir güvensizlik oluşturmuştur.

Dershanelerin kanunla kapatılmaya çalışılması demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere, hukuka, serbest piyasa ekonomisine, teşebbüs hürriyetine aykırıdır. Bu konuda ısrarcı olmak bunu dayatmak toplumda yeni gerilimlere, kamplaşmalara ve kutuplaşmalara sebep olacaktır. Yanlıştan dönmek geri adım atmak değil, erdemliliktir.

Avrupa Birliği(AB) kriterlerinin demokrasi standardımızı yükselteceği topluma iyi anlatılmalı ve hükümetler bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmalıdır. Çoğulcu demokrasi anlayışında çoğunluğun yönetme hakkı bulunmasına rağmen çoğunluğun sınırsız yetkilere sahip olduğu söylenemez.

Temel insan haklarına saygı, insan onurunun korunması, azınlıkta veya muhalefette olanların beklentilerinin dikkate alınması, farklı düşüncelerin serbestçe hiçbir baskıyla karşılaşmadan söylenebilmesi çoğulcu demokrasi için şarttır. Çoğulcu demokrasilerde özgürlük herkesin yönetime serbestçe katılımını sağlarken, eşitlik de insanların her türlü farklılığına rağmen, insan onurunun korunması gereğinden dolayı, eşit bir şekilde bu yönetime katılabilmesi anlamına gelmektedir.

Yönetişim kavramı ise hükümet otoritesine ve gücüne dayalı yönetim anlayışından, hiyerarşik yapıdaki bir yönetim olgusundan farklı yeni bir süreci ve toplumun yönetimine ilişkin yeni bir modeli anlatmaktadır. Böyle bir model içinde aktörlerin ve birimlerin tek taraflı yönlendirmeleri ve etkileri değil, bir etkileşim süreci içinde gerçekleşen interaktif ilişkiler söz konusudur. Sadece hükümet birimlerinin ve görevlilerinin değil, aynı zamanda hükümet dışı örgütlerin, sivil toplum örgütlerinin, bilim adamlarının, uzmanların ve vatandaşların katılımı söz konusudur.”

Çoğulculuk ve yönetişimin, temel ilkeleri olan hukukun üstünlüğünün, katılımcılık, şeffaflık, eşitlik, etkinlik ve hesap verebilirlik sayesinde önemli güç merkezleri arasında uzlaşma sağlanarak toplumsal gerilimlerin çıkmasının önlenebilirliğine vurgu yapılan ‘Demokrasi Şurası’ sonuç bildirisi açıklamasında, çıkan gerilimlerin, kutuplaşmaya ve karşılıklı düşmanlıklara varmadan yatıştırılabileceği kaydedildi.

Demokraside Birlik Vakfı’nın ‘Sonuç Bildirisi’ açıklamasının son bölümünde, “Çoğulcu demokrasi ve yönetişim prensiplerinin siyasetin, bürokrasinin, toplumun her kesimine yerleşmesi, demokratik kültür ve olgunluğun oluşturulabilmesi için; bu prensiplerin aileden başlamak üzere eğitimin her kademesinde öğretilmesi ve uygulanması, siyasal etik kuralların geliştirilmesi ve siyasal hayata hakim olması, yeni Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları, diğer kanunlar ve mevzuatın içine ve ruhuna yerleştirilmesi, yürütmenin yasama ve yargı üzerindeki etkinliğinin ortadan kaldırılarak kuvvetler ayrılığı prensibinin tam olarak gerçekleştirilmesi gereklidir.”belirtildi.

Bireysel ve toplumsal özgürlük alanları genişletilirken, güvenliğin temel görevinin bu alanları korumak olduğu üzerinde durulmasının önemine dikkat çekilen açıklamada, sadece çağcıl demokrasi, demokratik kültür ve olgunluğa ulaşmış bir Türkiye’de; barış, istikrar ve güven ortamının yaratılabilir, huzur ve refah içinde insanca bir yaşamın hakim olabileceği kaydedildi.

(TÜHA) Uluslararası Haber Ajansı
 
24 Aralık 2013 TSİ 00:38

 Okunma Sayısı : 464         24 Aralık 2013

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 899911

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.